Şirket yöneticisi hangi hâllerde kendi malvarlığıyla sorumlu olur?
Yönetim kurulu üyeleri ve limited şirket müdürleri şirketin borçlarından kural olarak sorumlu değildir. Kuralın istisnaları ise sanıldığından geniş.
Şirketle çalışan yöneticilerin en sık sorduğu soru şudur: “Şirketin borcu için benim evime haciz gelir mi?” Kısa cevap “kural olarak hayır”; uzun cevap ise bu yazının konusu.
Kural: şirket ayrı, yönetici ayrı
Anonim ve limited şirketler tüzel kişidir; kendi malvarlıkları, kendi borçları vardır. Türk Ticaret Kanunu’na göre anonim şirkette pay sahipleri yalnızca taahhüt ettikleri sermaye payı ile şirkete karşı sorumludur, limited şirkette de ortaklar şirket borçlarından sorumlu değildir. Yönetim kurulu üyesi ya da müdür sıfatı, tek başına, şirketin borcunu kişinin borcu hâline getirmez.
Uygulamada sık gördüğüm yanılgı, bu kuralın mutlak sanılmasıdır. Kural gerçekten kuraldır; ama istisnaları dar değildir ve çoğu yönetici bunları ancak bir ödeme emri geldiğinde öğrenir.
Birinci istisna: kamu borçları
En sık karşılaşılan istisna budur. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre, tüzel kişinin malvarlığından tamamen ya da kısmen tahsil edilemeyen kamu alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilir. Anonim şirkette kanuni temsilci yönetim kurulu, limited şirkette müdürlerdir. Vergi borçları için Vergi Usul Kanunu’nda, sigorta primleri için Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda benzer hükümler vardır.
Limited şirkette bir adım daha vardır: ortaklar da, şirketten tahsil edilemeyen kamu borçlarından sermaye payları oranında doğrudan sorumludur. Yani limited şirkette hem müdür hem ortak olan bir kişi, iki ayrı sıfatla muhatap alınabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta zamandır. Sorumluluk, borcun doğduğu ya da ödenmesi gerektiği dönemde görevde olan temsilciye aittir. Görevden ayrılan yöneticinin ayrılışını ticaret siciline tescil ettirmemesi, uygulamada en pahalıya mal olan ihmallerden biridir; sicilde görünen kişi, artık görevde olmasa bile, muhatap alınabilir.
İkinci istisna: kanuna ve esas sözleşmeye aykırılık
Türk Ticaret Kanunu, yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olduklarını söyler. Bu, kamu borcundaki gibi otomatik bir sorumluluk değildir; kusur, zarar ve ikisi arasındaki bağ aranır ve dava yoluyla ileri sürülür.
Tipik örnekler:
- Şirket kaynaklarının şirket amacı dışında ya da usulsüz kullanılması
- Ticari defterlerin ve kayıtların gereği gibi tutulmaması
- Sermayenin korunmasına ilişkin kurallara aykırı kâr dağıtımı ya da ödeme
- Şirket borca batık hâle geldiğinde kanunun öngördüğü adımların atılmaması
Birden fazla yönetici varsa sorumluluk “farklılaştırılmış teselsül” esasına göre paylaşılır: her yönetici, kendi kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarardan kendisine yüklenebilen kısımdan sorumludur. Görev dağılımının yazılı bir iç yönergeyle yapılmış olması bu noktada belirleyici olabilir.
Üçüncü istisna: kişisel kefalet
Bu aslında bir istisna değil, ayrı bir borçtur; ama sonucu aynıdır. Bankalar ve büyük tedarikçiler, şirkete kredi ya da vade açarken çoğu zaman yöneticinin ya da ortağın kişisel kefaletini ister. İmzalanan kefalet sözleşmesi, şirketin borcunu kefilin borcu hâline getirir. Uygulamada yöneticilerin bir bölümü, yıllar önce attıkları bir kefalet imzasını unutmuş olur; şirket ödeyemediğinde imza hatırlanır.
Ne yapılabilir?
Sorumluluğu sıfıra indiren bir yöntem yoktur; ama riski görünür ve yönetilebilir kılan adımlar vardır:
- İbra. Genel kurulun yönetim kurulunu ibra etmesi, ibra kapsamındaki işlemler için şirketin ve ibraya olumlu oy veren pay sahiplerinin sorumluluk davası açma hakkını ortadan kaldırır. İbra, genel kurul gündeminin sıradan bir maddesi değil, yöneticinin en önemli güvencelerinden biridir.
- Yazılı görev dağılımı. Yönetim kurulunun iç yönergeyle görev bölümü yapması, her üyenin neden sorumlu olduğunu baştan belirler.
- Kayıt düzeni. Karar defterinin, genel kurul tutanaklarının ve muhasebe kayıtlarının zamanında ve eksiksiz tutulması, ileride kusurun bulunmadığını göstermenin tek yoludur.
- Ayrılışın tescili. Görevden ayrılan yönetici, ayrılışın ticaret siciline tescil ve ilan edildiğinden emin olmalıdır.
- Kefalet imzalarının envanteri. Şirket adına verilmiş kişisel kefaletlerin listesi tutulmalı; ilişki sona erdiğinde kefaletin de sona erdirilmesi istenmelidir.
Bu yazıda anlatılanlar genel çerçevedir. Her şirketin yapısı, her yöneticinin görev tanımı ve her borcun kaynağı farklıdır; somut bir durumda hangi istisnanın işlediği ancak o dosyanın belgeleriyle anlaşılır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş ya da danışmanlık niteliği taşımaz. Anılan mevzuat yazının tarihindeki hâliyle esas alınmıştır. Somut durumunuz için avukatınıza danışın.